Sosyal Fobi

Sosyal Fobi (SF) Yardımlaşma Forumu
Zaman: 30 Ağu 2014, 06:10

Tüm zamanlar UTC + 2 saat




Yeni başlık gönder Başlığa cevap ver  [ 2 mesaj ] 
Yazar Mesaj
 Mesaj Başlığı: Davranışsal Terapi Nedir?
MesajGönderilme zamanı: 21 Mar 2008, 07:55 
Çevrimdışı
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 20 Haz 2007, 19:30
Mesajlar: 538
Konum: Muğla, Merkez
“Davranışçı terapi birbirlerinden farklı teknikleri kapsar. Bu teknikler altında yatan temel anlayış öğrenme ilke ve süreçlerinin davranış bozukluğunu ortadan kaldırmaya yeteceğidir. Öğrenme kavramlarının kullanarak kişinin şikayetçi olduğu davranış bozukluğunu gidermeyi amaçlayan bu teknikler değişik adlar alırlar. Bu bölümde en bilinen ve kullanılan sistematik duyarsızlaştırma, kendine güvenli davranım eğitimi, edimsel koşullama ve itici uyarıcılara koşullama tekniklerini gözden geçireceğiz.

Davranışçı terapi davranışa yönelir, temeldeki sorunların ne olduğuyla ilgilenmez. Davranıştaki bozuklukları öğrenme, kavram ve süreçleriyle ortadan kaldırılabilirse davranışçı terapist sorunun çözümlenmiş olduğunu kabul eder.bu nedenle, diğer terapi yaklaşımlarıyla karşılaştırıldığında davranışçı psikologlar sınırlı ve gayet iyi belirlenmiş davranış sorunlarını terapi amacı olarak seçerler, genel kişilik sorunlarına hiç ilgi göstermezler. Aradaki farkı gösterebilmek için alkolik birinin içki içmekten kendini alıkoyamayan alkolik bir kimsenin tedavi için bir psikanaliste gittiğini düşünelim psikanalist görüş, bireyi alkolik olmaya iten bilinçaltındaki çatışmaların temelinde, doğal ifadesini bulamamış cinsel ve saldırgan dürtülerin bulunduğunu kabul eder.çözüme ulaşamamış çatışmalar bireye kaygı vereceğin den, kaygıdan kurtulmak için birey bir savunma mekanizması olarak alkol kullanır.ve kaygılarını unutmaya çabalar.

Öte yandan davranışçı terapist alkoliklik davranışını bir davranışını bir davranış türü olarak ele alır.yalnız bu davranışı sorun olarak görür. Ve onun çözümüne yönelir.örneğin spor yapmayı,bireye öğretmeni amaçlar istenmeyen davranışın temelinde yatan psikolojik tarihçe ve kişilik bozuklukları üzerin de durulmaz ilgilenilen, davranış bozukluğunun kendisi dir.

DAVRANIŞÇI TERAPİNİN KURUCUSU KİMDİR ?
Davranışçı terapinin bir tek kurucusu yoktur.bir çok psikolog bu terapinin ortaya çıkmasına katkıda bulunmuştur.bunlardan psikolog B.F Skinner (1953) ve psikiyatrist Joseph Wolpe (1958,1973,1979) en önde gelenlerdendir.Skinner edimsel koşullama kavram ve ilkelerini, Wolpe kendine güvenli davranma eğitimi tekniği geliştirmiştir. Albert Bandura ve meslektaşları (1969.1975) sosyal öğrenme, taklit yoluyla öğrenme ilkelerini geliştirmişler ve bunu davranış terapisine uygulamışlardır.
Albert Ellis ve meslektaşları ( 1962;1963;ve 1977)bilişsel psikoloji kavramlarıyla davranışçı psikoloji kavramlarını kaynaştırarak bilişsel davranış terapist (cognitive behavior therapy)adı altın da bir yaklaşım geliştirmişlerdir.bu son yaklaşım davranışçı psikologlarca sürekli eleştiriye uğradığı halde,bu terapi tekniği olarak yaygın bir biçim de uygulanır”. (cüceloğlu,2000, s.491)

DAVRANIŞÇI TERAPİNİN BELLİ BAŞLI TEDAVİ TÜRLERİ
“1.SİSTEMATİK DUYARSIZLAŞTIRMA
Sistematik duyarsızlaştırma (systematic desensitization) tekniği en sık fobilerin etkisini azaltma ya da ortadan kaldırmada kullanılır.iki önemli aşaması vardır; önce bireye vücudunu bilinçli olarak nasıl gevşetip,rahat edebileceği öğretilir.ikinci aşamada, bireyde korku uyandıran durumların bir listesi yapılır.ve en fazla korkulandan en az korkulan duruma göre bu liste bir sıralamaya konur.tedavi, bireyin en az korktuğu, kaygılandığı durumu hayalin de canlandırıp, bu hayal kafasında canlıyken, kendini gevşetip, rahatlamayı başarmasıyla başlar ve listedeki daha korkutucu durumlar sırayla ele alınarak devam eder.listedeki bütün bu durumlarda birey gevşemesini becerebilince tedavi amacına ulaşmış sayılır.

2.KENDİNE GÜVENLİ DAVRANIŞ EĞİTİMİ
Kendine güvenli davranış eğitimi ( asserty behavior training) bazen sosyal beceriler geliştirme eğitimi olarak da adlandırılır.bu eğitim bireyin kişiler arası ilişkilerinde, kendi düşünce ve duygularını, kendine güvenli, fakat sosyal ortama uygun bir biçimde ifade etmesini amaçlar wolpe(1958,1969,1979) kendine güvenli bir biçim de davranan kişinin ilişkilerinde daha etkin olacağını ve bu nedenle sorunu daha az olan daha doyumlu ilişkiler geliştireceğini ileri sürer.
Kendine güvenli davranış eğitiminin kullanıldığı temel teknik, belirli bir davranış alıştırmalarla tekrar edilerek öğrenilmesidir. Kendine güvenli davranma sorunu olan kişi, başka bir deyişle danışan, terapiste hangi durumlar da kiminle ilişki halindeyken ne gibi sorunu olduğunu anlatır.daha sonra terapistin önün de bu sorunun ortaya çıktığı durum da nasıl davranacağını tekrar eder.sanki birey sahnedeymiş gibi değişik davranış türlerini rol olarak ortaya koyar.her davranış türün den sonra terapist ve danışan o davranış türünün etkinliğini tartışır.ve bu süreç, danışanın kendisine güven duyduğu ve için de bulunan ortama uygun davranışı buluncaya kadar devam eder;danışan bu davranışı tekrar ederek iyice öğrenir.hayalin de o sosyal durumu yaratır,terapist diğer kişi rolünü benimser ve danışan, yeni öğrendiği kendine güvenli davranışı otomatik olarak yapmaya başlar. Bu aşama da sorun çözülmüş kabul edilir.ve tedaviye son verilir.

İlk bakışta yöntemin kolay olduğu izlenimi elde edilebilir,ancak gerçekte bu tekniğin uygulanması zordur.her şeyden önce hangi davranışın kendine güvenli bir davranış olduğuna karar vermek oldukça zordur.çünkü karar son derece öznel ve bireyseldir.benlik bilinci zayıf olan, kendine güveni varmış gibi davranması zordur.ayrıca hangi sosyal durumlar da, kiminle konuşurken, hangi davranışların uygun ve kabul edilebilen davranış olduğuna karar vermek duyarlı bir karar verme sürecini gerektirir. Bu duyarlılığı her terapist göstermeyebilir.ve danışanı uygunsuz davranışa yöneltebilir.
Araştırmalar kendine güvenli davranım eğitiminin etkin olduğunu göstermiştir.fakat etkinliğinin yanı sıra tekniğin sınırlı olduğu da ortaya çıkmıştır.(Rimm ve Masters,1979). Bir kişiyi belirli bir sosyal durum da kendine güvenli olmaya eğitmek,onun başka durumlarda kendine güvenli olmasını sağlamaz, eğitim ancak için de yer aldığı özel duruma bağlıdır.Örneğin:eğitim den sonra, işyerinde üstüne karşı kendine güvenli biçimde davranmayı öğrenen banka memuresi, evde kocasına karşı güvenli davranamaz.kocasına karşı güvenli davranmak için ayrıca yeni bir eğitime gerek var.

ÖRNEK GÖSTEREREK TEDAVİ YÖNTEMLERİ
Alber bandura ve meslektaşları insan öğrenmesinin büyük bir kısmının başkalarına bakıp, onları taklit ederek öğrendiklerini ileri sürer. Bu nedenle tedavi amaçlı gelen hastalara örnek göstererek öğretilmesinin gerektiğini önerirler.ÖRNEK:köpekten korkan çocuklara başka çocukların köpeklerle oynadığını seyrettirerek korkuların dan kurtulduklarını gözlemlemiştir.

EDİMSEL KOŞULLANMA
Edimsel koşullanmanın ilkeleri bireylerin istenmeyen davranışlarını bırakıp, istenen davranışları öğrenmelerin de, bir tedavi yöntemi olarak sık sık kullanılmıştır.bura da kullanılan ilkeler, esas itibariyle, daha önce 4. bölüm de incelemiş olduğumuz.skinner’in edimsel koşullama deneylerin de el de etiği ilkelerin aynısı dır.istenmeyen davranış (edim) ödüllendirilmez, ihmal edilir, istenen davranış ödüllendirilir.
ÖRNEK: “3 yaşın da ki bir erkek çocuğu sürekli ağlamakta ve herkesi rahatsız etmektedir.annesi bu davranışını nasıl düzelteceğini bilememektedir.yardım için psikologa götürür.psikolog çocuğun günlük yaşamını gözlemlediği zaman çocuğun uslu uslu oturduğunu ve normal davrandığını fark eder kimse ona dikkat göstermemektedir, ama bağırıp çağırıp, etrafa tekme savurunca herkesin dikkatini kendi üzerine çekmektedir bu gözlem den sonra psikolog çocuğun ’un annesine şu yolu tavsiye eder “çocuğun sakin sakin kendi başına oynadığı zaman, her 5 dakika da bir onun yakınına gel, konuş saçını okşa ve onunla ilgilen tedavi ilerledikçe bu zaman gittikçe yükselt, başka bir deyişle çocuk kendi başına oynarken her 10 dakika da, daha sonra her 15, veya 20 dakika da ona ilgi göstermeye başla. Çocuk ağlamaya, bağırmaya ve sağa sola saldırmaya başladığı zaman, daha önce hazırlanmış olan ve için de hiçbir oyuncak bulunmayan ışıklı ve temiz bir odaya çocuğu koy ve ağlaması ve bağırması geçinceye kadar hiç ilgi gösterme.yalvarsa bile duymazlıktan gel normal ses tonuyla konuşunca odaya git ve sakin konuşurken onunla ilgilenmeye devam et,yine ağlamaya başlayınca odaya geri koy ve odadan çık.bunu gece gündüz her zaman uygula” bu tür tedavi içine giren çocuk’un ağlama ve bağırma davranışın da hızla azalma gözlenecek. sakin olma davranışın da azalma olacaktır”
Üç çeşit edimsel koşullanma yöntemi vardır;bunlar markayla ödülleme,kendini denetleme,ve biyobildirim dir.
1- “markayla”(jetonla) ödülleme
Denetimi zor olan davranışlar da bir dereceye kadar etkili olabilir.yöntem sık sık suç işleyen çocukların yerleştirildiği kurumlar da ve akıl hastanelerin de kullanılmıştır.temel ilke iyi davranış için marka (jeton) verme, kötü davranış için markayı geri alma dır.kazanılan markalar için de bulunulan kurumun kantinin de yiyecek alma bilardo oynama tv seyretme gibi ve başka faaliyetler de kullanılabilir...markayla ödüllendirilen davranışlar artar,verilen markaları geri almak ise cezalandırılan davranışlar azalır.(salzinger,1981

2- Kendini- Denetim
Bireyin davranışının başkaları tarafın dan ödüllendirilmesi yerine,bireyin kendisinin vereceği ödüllemelerle denetim altına alınabileceği düşüncesi,kendini denetim yöntemi sigara içme,oburluk,kekeleme,fazla içki içme ve kötü çalışma alışkanlıklarını orta dan kaldırma da kullanılmıştır.örneğin: bursa döner kebabını seviyorsunuz,ne var ki öğrenci olduğunuz için paranız yeterli değil,sık sık kebapçıya gidemiyorsunuz.terapist, paranızı biriktirmenizi ve amacınızı gerçekleştirince kebapçıya giderek kendinizi ödüllenmenizi ister
biyobildirim (biyolojik geri bildirim)
Biyolojik geri bildirim gittikçe yaygınlaşan bir kendini- denetim yöntemi haline gelmektedir.bu teknikte birey mekanizmasını bilmediği halde, kendi bedeninin işleyiş tarzını etkileyebilen bazı değişiklikleri yapabilir.örneğin: bir kimsenin gerginlik ten ileri gelen kronik baş ağrısı vardır.bu kimse tedavi için psikologa gittiğin de psikolog hasta nın alnına ve boynuna elektrotlar koyar ve böylece kaslar da gerilme ve gevşemeleri en ince ayrıntılarına kadar izler.Aletler öyle ayarlanabilirki bireyin kasları gerginleşince yüksek bir düdük sesi duyulur.birey kaslarını gevşetirse düdük sesi kesilir.birey, alete bağlandıktan sonra “düdük sesini kesecek ne gerekli ise onu yapması” istenir hemen hemen herkes kaslarını gevşetmeyi zamanla öğrenmiştir.kas gerginliğini azaltan bir hayal, bir düşünce, bir duygu,bir gevşeme tekniği olabilir bu tekniği öğrenen kimseler daha sonra alete bağlanmadan,başları ağrıdığın da, aynı tekniği başarıyla kullanırlar.bu teknik migren,baş ağrısı,yüksek tansiyon,kalp çarpıntısı,ve sara nöbetlerinin tedavisin de etkin bir biçim de kullanılmıştır.

3- İtici uyarıcılara koşullama yöntemi
Bu yöntem bırakması gerçekten zor olan alışkanlıklar söz konusu olduğun da, hasta ve terapistin birlikte verdikleri karala uygulanır.bu tür terapi bazı normal dışı alışkanlıklar dan, sigara içmekten,oburluktan ve alkol den vazgeçmek isteyen kişiler üzerin de başarıyla kullanılmıştır.Teknik kötü alışkanlıklarla acı veren itici bir uyarıcıyı aynı anda vermektedir.bu itici uyarıcı elektrik şoku olabilir, ya da verilen bir ilaç sonucu ortaya çıkan mide bulantısı ve kusma olabilir.örnek olarak sigarayı bırakmak isteyen kişiye belirli bir hapı içtikten belirli bir süre sonra bol miktar da sigara içmesi istenir kişinin kanın da ki ilaç, sigarada ki nikotinle karışınca onun midesini bulandırır.ve ağrı vererek sürekli kusturur bu teknik bir süre uygulandıktan sonra kişi sigarayı gördükten sonra midesi bulanmaya başlar ve zamanla sigarayı bırakır” (cüceloğlu.496)

DAVRANIŞÇI TERAPİNİN UYGULAMA ALANLARI:
“ Günümüzde yaygın olarak kognitif-davranışçı terapi gittikçe ağırlık kazanmaktadır. “Kognitif psikoterapilerde, kognisyonlar; "Dış ve iç dünyadan gelen uyaranları algı süreçlerine dönüştüren, bunları belirli bir düzen ve bütünlük içinde işleyen, değerlendiren (bir anlamda onları anlamlandıran), depolayan, yeniden belleğe çağırıp hatırlayan ve yeniden değerlendiren ruhsal süreçlerdir.Bu tanımdan da anlaşılacağı gibi kognisyon bir üst kavramdır. İçeriğini dolduran süreçler de, kısaca özetlenirse, uyaranların düzenlenmesi, yapılanması ve değerlendirilmesidir. Söz konusu zihinsel işlemlerin gerçekleşmesi için işe karışan ruhsal süreçler şunlardır:Algılama, hatırlama, düşünme, dil, tutumlar (attitude), değer yargıları, beklentiler (antisipasyonlar) ve problem çözme stratejileri."(Güleç, s:85, 1993)”
Farmakoterapiye kognitif-davranışçı terapi de eklendiği zaman, farmakoterapi kesildiğinde, rölapsın daha az olduğu saptanmıştır. Ayrıca, yapılan kontrollü çalışmalarda; farmakoterapiyle birlikte kognitif-davranışçı terapinin tek başına farmakoterapiden veya psikoterapiden daha başarılı olduğu görülmüştür(Gelernter ve ark.1991)

Sonuçlar genellikle olumludur ve iyileşme yıllarca devam edebilir. Agorafobide de en etkili tedavi yönteminin davranış tedavisi olduğu söylenebilir. Eğer fobik bozukluğa depresyon eşlik ediyorsa, bu durumda ilaç tedavisi öncelikli olarak düşünülmelidir. Agorafobi, sıklıkla panik ataklarıyla birlikte gider. Hatta agorafobiyi, panik bozukluğun bir varyantı gibi düşünmekte mümkündür. O nedenle bu hastalarda “karşılaştırma” gibi davranış tedavilerinin tek başına uygulanmasından çok kombine tedavilerin uygulanması önerilmektedir Sosyal fobide ilaç tedavisinden daha çok kognitif ve davranış tedavilerinin önemi vardır. Her iki yöntemin kombine edilmesi de mümkündür”. Obsesif-kompülsif bozuklukların tedavisin de en olumlu cevap veren davranışçı terapi dir.gerekirse ilaçlarla da bu sorunlar kolaylıkla çözümlenebilmektedir.“Aşırı titiz ve temizlik takıntısı olan hanımlar, sürekli temizlik yaptıkları ve temizledikleri yerleri kirletenlerle çatıştıkları için aile ve sosyal huzurlarını kaybetmektedirler. sosyal ilişkisi kalmamış. Evine misafir gelmesini istemeyen kimseyle görüşmeyen çünkü gelen insanların evini kirlettiğine inanan obsesif kompülsif bozukluk” olarak tanımlanır. Hastalığın tedavisinde bilinçaltını ortaya çıkarmayı amaçlayan psikanalitik terapi ve davranışçı terapi uygulanmaktadır. Suçluluk duygusu veya çelişki çok derinlerde değilse, daha kısa olan davranışçı metot kullanılarak sebebine inmeden sonuçlar değiştirilebiliyor. Bu olmazsa daha derinine inip psikanalitik bir psikoterapiyle suçluluk duygusunun kaynağı araştırılıp bunun ortadan kaldırılması, kişinin o kişi veya olayla barışması sağlanmaya çalışılıyor. Eğer hastalık daha yoğun boyutlardaysa tedavi ilaçla desteklenmektedir.”

Çocuklarda ortaya çıkan uyum, davranış ve diğer psikolojik bozukluklar; altını ıslatma, kaka kaçırma, tırnak yeme, yalan söyleme, çalma, parmak emme, mastürbasyon, çekingenlik, arkadaşlık kuramama, yemek yememe, tikleri olan çocukların, sürdürmektedir. Mongol ( Down sendromu) otistik, hiperaktif, konuşamayan, yarım konuşan, öğrenme güçlüğü olan Özürlü çocuk sahibi olan ailelerin sorunu kabullenme , suçluluk duygusunu azaltma ve yaşadığı sıkıntı ve yaşantılarını paylaşmak için aile terapileri ve davranışçı yapılmaktadır.
Son yıllarda gençler arasında hızla yayılan alkol ve uyuşturucu bağımlılığı ve tedavisi gençlerde ortaya çıkan saldırganlık, hemen hemen her ailede görülen anne-baba-genç çatışması, karşı cins ile sorunlar, intihar davranışı, okuldan eve kaçma, cinsel sapma, ailelerin ve gençlerin en büyük problemi sınav stresi ve okul başarısızlığı, yemek yememe ve aşırı yeme gibi sorunların çözümü, Evlilik yaşantısında eşler arasında cinsel, duygusal, ekonomik, yaşam felsefesi, kültür farkı, davranış biçimlerinden kaynaklanan problemler yaşanmaktadır. Bu sonuçlara göre eşlerin birbirlerini dinleme , kendini ifade etme konusunda problemleri varsa kognitif ve davranışçı terapi uygulanmakta, cinsel alanda ortaya çıkan iktidarsızlık, isteksizlik, orgazm olamama, kıskançlık konuların terapiler yapılmaktadır. Problemin çözümü için eşlere ayrı ve beraber seanslar yapılmaktadır.


Başa Dön
 Profil  
 
 Mesaj Başlığı:
MesajGönderilme zamanı: 21 Mar 2008, 10:58 
Çevrimdışı

Kayıt: 11 Şub 2008, 12:00
Mesajlar: 72
hm güzelmiş. ama sanki nedenleri bulup çözmem gerekiyo gibi geliyo bana. yada kesin olarak ailemden uzaklaşmak. çünkü ben ne kadar cesur olmaya çalışsam yada takıntılarımdan kaçsam onlarda aynı şeyi gördüğüm için böyle olmaya devam edicem gibi..

tam olarak bu iş için bir ortam oluşturmak lazım. malesef ailenin desteği ve değişmesi şart. ama zor gözüküyo..


Başa Dön
 Profil  
 
Eskiden itibaren mesajları göster:  Sırala  
Yeni başlık gönder Başlığa cevap ver  [ 2 mesaj ] 

Tüm zamanlar UTC + 2 saat


Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 0 misafir


Bu foruma yeni başlıklar gönderemezsiniz
Bu forumdaki başlıklara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı düzenleyemezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz

Aranacak:
Geçiş yap:  
cron
Powered by phpBB® Forum Software © phpBB Group Color scheme by ColorizeIt!

Türkçe çeviri: phpBB Türkiye